11 Şubat 2010 Perşembe

Enver abiyi kaybettik..

Salı sallanırdı sallanmak zorundaydı ya , bir kalp kriziyle, gizli bir kalp kriziyle sallandık. Ama yıkıldıkta....

Evinin direği, ismi gibi güzel bir adamdı o. Bir kızı, bir oğlu ve bir torunu vardı. Oğlunu daha yeni sözlendirmişti. Bizim dert ortağımız, akrabalarına, çevresine, yardım meleğiydi. O bulunduğunuz ortamda içeriye girdiği zaman ,tebessümle sonuçlanacak mimikleriniz hemen oluşuverirdi. Seveni çok, sevmeyeni yoktu....

Başbakan Tayyip'i sevmezdi. Veecen köteği, veecen köteği diye habire ona laf giydirmekten pek hoşlanırdı. "Bakın amma, sağlık sektöründe yaptıklarına bişey demiyon, diğer yönlerde yaptıkları beni dellendiriyo, vatan bölemi yönetilir" diye çıkışlarını kimse unutamayacak. Hepimizin yüzünde onun ismiyle gülüşler yer alacak. Cenazesinin kalabalıklığı, gözlerden süzülen yaşların bolluğu, yağan yağmurunda etkisiyle acı bir etki bıraktı herkesin yüreğinde..

Hele ki tanışmışlığımızın dördüncü yılını iştirak ederken, bu güne gelirken ki hergün onu görüp konuşup sohbet ettiğiniz biriyseniz çok fazla acı bırakıyor kalbinizde... Çok ağladım, bir tabuta bakmanın zorluğunu daha iyi kavradım. Hele ki o tabuta birgün girmeyi çok daha fazla düşündüm. Yaşamıyla bana örnek olan bir adam, ölümüylede, hüzünlüde olsa büyük bir örnek oldu. Öyle herkesi süründürmeden, kendini kimseye süründürtmeden, ağır bir kalp kriziyle hoşcakalın dedi herkese. Beklemiyorduk, bundan sonra bize herşeyi beklemeyi öğreten bir ölümle hoşcakalın dedi..

Sadece küçük bir arkadaşı olarak etkilenen beni bırakıpta, ailesinin, akrabalarının, yardımcı olduğu kişilerin halleri nasıldır kimbilir? Haaşa sorgulamak ne haddime ama zamansız, hakedilmeyen ani bir ölüm değil miydi bu Allah'ım ? Sen iyisini en iyisini bilirsin.

Enver abim için, tüm sevdiklerimiz, tüm ahirete göç etmişlerimiz S.A.V HZ. Muhammed için, ellerinizi Allah'ıma lütfedip, bir fatiha okursanız... Sizden Allah razı olsun .... Enver abim yerin cennet, kabrin nur dolsun... Allah'a emanet ol.

7 Şubat 2010 Pazar

Sanal Alem

Kim icat ettiki seni? Sevmelerden bıktık, görmelerden bıktık, duymalardan bıktık, gerçekçiliğimizi alıp götürdün parmaklarımıza, habire yazdırdın durdun sevdalarımızı, kızgınlıklarımızı, yetmiyormuş gibi kişisel paylaşımlarımızı saldın elalemin evlerinin içine. Ne bir gizlilik payı bıraktın ne de yaptığımız hatayı düzeltme şansı sundun. Ellerimiz oldu bir duygu çemberi artık, cümleleri kuramaz olduk asosyalleşmenin içinde. O yakıcı sözleri ta damarlarımızın içine işlettin renkli ekranlarında, yetmiyor gibi fenomenin de ilan ettin. Hiç sormadın bile ne istiyorsunuz diye. Dört duvar hapishane ekranında parladın, gözlerle gözgöze geldin, hadi ben hazırım söyle bana yaz bana işte ben senin kişiliğinin ta kendisiyim diye dondurdun yüreklerimizi..

Yalanlara inandırdın, cümlelerin duygusuz büyüsüne kaptırdın götürdün kalplerimizi, milyonlarca kimliği belirsizleri salıverdin yüreğimizin tam ortasına. Başbaşa kalınca hüzünlerimi aldın ben ağladım sen öyle baktın suratıma, ne bir mendil verdin ne de bir arkadaşlık, hep çaldın be hayatımızdan, vaktimizi dağıttın, yüreklerimizi bayılttın. Söyle bana kim icat ettiki seni? Kimine umut kapısı oldun, kiminin sonsuz rüyalarının da sonu oldun. Birşeyi iyi yapayım derken öteki şeyi berbat etmen tekelliğinin en büyük özelliği.

Ben senin usta görünümlü, duygusuz bakışlı, nasır tutmuş klavyelerinden sıkıldım arkadaş, sürekli alıyorsun, almaya devam ediyorsun, verdiğin tek şey güzelliklerin arkasında ruhsuz sapasağlam duruşun, bunu nasıl başarıyorsun icat edenin en büyük özelliği olsa gerek... Kalbimin yanışının feryatlarını duyuyorsun değil mi? Yüreğimi dağladın ama Allah kahretsin bunu o değil gene sen gördün... Söylesene arkadaş sen kimsin?

25 Eylül 2008 Perşembe, 01:24

Merak işte ne cevap bulacaksın?

Adını yazmıştık, hayatımızın tam ortasına. 5 harften oluşan ismin gibi anlamlı ama yüreği pervasız birisin işte, günler geçti, bak aylar da geçiyor, acelen var biliyorum onca yaşayamadığımız şeyide beraberinde götürerek.Kendin için en iyi olanı yapıyorsun ne önemi var 8 harflinin zaten öyle değil mi?

Ne kadar berbat bir duygu, duyguları paylaştığım tek nokta parmaklarım hiçde sevmezdim parmaklar neyin duygusunu katıpta birşeyleri anlatabilir ki nasıl bir sevgiyse sevmediğim herşeyi yaptırdı. Matematikteki pi sayısından pek bir farkında yok, zaten senin sevginde matematiksel, ama karakterin güzel, düz ve değişmiyor, zaten öyle olmasaydı bu harfleri yanyana neden getirirdim ki, bazıları sevgilerini vermeselerde kelimelerin büyüsüyle ödüllendirilmelilerdir.. Görüyor musun nasıl bir sevgi saltanatıyla bağlanmışım, hani ordan bu kelimeleri tek tek okuyorsan, okurken tek tek düşün hangisini hakettimde bunlar yazıldı diye.

Hayatının şu anda yaşattığı büyüsünden kurtulduğun o anda aklına gelecek 8 harflinin tek birşeyi seni düşündürsün, bunu haketmiş miydi?

Hissizlik hisliliği

Bugün 27 Temmuz Pazartesi saat 06:46; 2,3 ay öncesine kadar hayatıma farklı anlamlarla güzellikler kattığım o yaşamım gitti yerine zamanın hızlıca akıp geçmesini bekleyen bu hayatım geldi. Sanki çok gerekliydi.. Ne garip şu anda hiç bir duygu belirtim yok, ne nefret ne de sevgi hiçbirşey hissedemiyorum, sanki morfin almış gibiyim.

Bir zamanlar kaçırdığım fırsatı bir daha kaçırmamak için birçok şeyi göze aldım. Maç 90 dakika ve uzatmalarıyla oynandı.

Skor: Hayaller: 0 - Gerçekler: 1

Olsun bir dahaki maça inanılmaz tecrübeliyiz...

Pişt, gönlüne beynin kaçmış

sen ki neler görmüş kudretli gönül, ne idüğü anlamsız bitap düşmüş gönüllere ne bakarsın? bakarsın da gönlünü bulabileceğini mi sanırsın?

sen ki sevgiyi tamamlayan o yüce beyin, kumar oynayan beyinlerde ne dolaşırsın? dolaşırsın da kendini tamamlayabileceğini mi sanırsın?

zatı-ı kişiliklerim, derbeder hayat hikayesinde doğal yaşamı ve ilahi adaleti tamamen kendi yaşam tarzınızın belirleyeceğini söyleyerek yatağına çekilirken...

kendi sorumluluklarınızı kendiniz belirlersiiniz, yaptığınız hataların bedellerini kendinize çektirmelisiniz... aynı benim gibi... ve belkide anlamış olabileceğiniz gibi...

Eksiğim fazlalılıklarım

İşte bazen kendini anlatmak için kelimeler ararken bir bakmışsınız bir başkası sizi, kendi tarzıyla anlatmış bile... Bu başlık akşam gazetesi yazarı Yankı Yazgan'a ait... Ve beni çok iyi anlatıyor... İşte şu aşağıda yazanlar da bana ait...

Aynı duyguları paylaşabilmeyi özledim.. Hayat, duyguları ortak bir paydada paylaştırması gerekeceğine, bireysel olarak tek başına yaşatmaktan hoşlanır hale geldi..

Ama bunun hesabını iyi soracağım, tabi hayatamı yoksa içindekilere mi... daha belirlemedim.

Dokundu bu yazı halime

Kalbim ve aklım ne zaman güzel bir izdivaç sağlayacak? İşte gene sordum. Sorup sorup cevabını bulamamaktan da yoruldum... Mutsuz kalabalıkların gölgelerinden dolayımı tam bir birliktelik sağlayamıyoruz nedir? Ya da istemeyi mi bilmiyorum, nasıl olması gerektiğini mi beceremiyorum, neyi istediğimi mi anlayamıyorum? bilemiyorum...

Kendi varlığıma mı yabancılaşıyorum yoksa bir aklım varda onumu kullanamıyorum? Fikirlerim mi bulanmış, benliğim mi yorulmuş, yeteneklerim mi yontulmuş? Yok yok büyük bir iç istilası yaşıyorum, müthiş bir iradeyle, sevgisiz bir yürekle, geleceği çok iyi gören bir mantıkla karşı karşıya kalışın kaplsel olarak bana dokunuşu ve dokunduktan sonraki vucumdumda titreşimleri, aklımın serin sularında bir kaynar su etkisi ...

Toparlanacağım canım, az zaman istiyor... Hiç değilse ne yaşadığımı anlatabiliyorum ya bunu yapamayanlar ??

Kalbin Hükümdarlığı

Son osmanlımıyım mübarek... Ha değilim kenan beyimizde çok da iyi oynadılar o olabilir sanırım çok da heybetli muhakkak da öyle biriydi gerçeğide..

hani konu diyorsak, başlığın anlamıyla bağıntılı konulardan bıkkınlık gelen yazılara merhaba diyeceğimize başlığı açıp iki kelime başlığa laf giydirip sunmaktansa farklı kelimeleri yanyana getirip anlamsız cümleler kurmakta ne kadar iyi geliyor bana sizlere anlatamam... şu anda yaptığım gibi sizinde anlayamadığınız gibi..

arada sırada cümlelerinin anlam sıralarını değiştirip anlamlı birşeyler oluşturmaktansa anlamsız şeylerle parmaklarınıza ve gözlerinize yardımcı olunuz onlarda beyniniz gibi bazen hassaslaşır doyurmanız ve hayat vermeniz gerekir. aynı şu anda yaptığım gibi....

ve sizin gene anlayamadığınız gibi...

6 Şubat 2010 Cumartesi

Fragla eSports A. Süleyman Kırkpınar Röportajı

Merak edilenler, bilinmeyenler, doğrular ve yanlışlar.. Dopdolu bir röportaj!

Temsilcimiz Dark Passage takımının Rusya'da gerçekleştirilen KODE5 Finallerinden gelecek güzel haberlerini beklediğimiz bu günlerde KODE5'in Türkiye'ye gelişi ve daha sonra yaşanan olumlu olumsuz tüm gelişmeleri hatırlamamız gerekiyor galiba. 2006 yılında ülkemizde elemeleri gerçekleştirilen KODE5'te sadece Quake şampiyonu dunpeal yurtdışına Finallere gidebilmiş, CS şampiyonu Dark Passage ve Warcraft şampiyonu Bu.Hero maalesef gidememişlerdi. Bizde bu olayların odak noktasında ki kişi olan ve dün DP takımının resmi web sitesinde ki açıklamayla tekrar hatırladığımız Altay Süleyman Kırkpınar ile uzun bir söyleşi gerçekleştirdik. Sıkılmamanızı umuyorum. Hayatınız Fragla dolsun!


Merhaba Altay bize kendini tanıtıp e-sporlarla tanışmanı kısaca anlatır mısın?

Merhaba ben Altay Süleyman Kırkpınar C.b.ü 2. sınıf işletme yüksekokul öğrencisiyim. Ayrıca İzmir Karşıyaka'da kendi restoranımızında işletmecisiyim. Elektronik sporlarla herkesin olduğu gibi bir internet cafede ortaokuldaki öğrencilik yıllarımda Counter Strike'ın ilk çıktığı zamanlarda assault’un favori olduğu dönemlerde amatör olarak başladım. Daha sonralarında kablonetinde Türkiye'de açılmasıyla internet dünyasından e-sporlara ilk adımı attım. Girdiğim clanlar sonrasında bu oyunu oynayanların içinde olmaktansa bu oyunu oynatan ve bu konuda çalışmalar yapmaya karar veren biri oldum. CS portal sahibi Mustafa "Zerocool"'unda desteğiyle Türkiyedeki CS haberlerine ve Dünyadaki cs haberlerinin Türkiye'deki bir platformda buluşmasına çalıştık ve başarılı olduk.. Netten turnuvalar yaptık ve bu turnuvaların finalini ise Lan'dan yaparak oyuncularla buluşturduk. Bu portal'dan ayrıldıktan sonra nitrogamer.com da geçen 4-5 ayın sonunda yapta görelim diyen organizatörlerinde gazıyla GCTR’yi açarak Türkiye'de bu alanda organizasyon yapma ve organizatörlük fırsatı bularak birçok turnuvalarla hem nette hem landa insanlarla buluştuk. Birçok paralar kazanıldı birçok yenilikler insanlarla buluştu..

GCTR organizasyonundan biraz daha bahsedebilir misin?

GCTR'nin doğuşu 2005 yılında kendini bu piyasada çok iyi görenlere karşılık arkasında destek olmadan oyucuların ve gönüllülerin katkılarıyla olgunlaşan daha çok Counter Strike portalı oldu. Amaç sadece CS oyunu için olmadı ama Türkiye’de takım oyununda en iyi tutan şey CS olduğu için site oyun bakımından CS ağırlıklı bir site oldu. Buna benzer turnuvalar yaptı ve yayınladı. Seninde içinde bulunduğun bu portalın Türkiye'ye birçok şeyi kazandırdığını ve insanların isteklerine cevap verebildiği bir ortamı yarattığını düşünüyorum. Belki çok profesyonel değil, belki çok ödüllü değil ama çok eğlenceli ve CSnin dinamiğini tetikleyen bir olguya dönüştü. Benim en çok dikkat ettiğim nokta GCTR sayesinde Türkiye bence Adeks ile tanıştı ve Adeks Türkiyede CS’nin kalbi oldu. Bu bakımdan en büyük katkıyı burada yaptığımızı düşünüyorum. Bu arada tabii ki GCTR Adeksi tanıtmadı Adeks hep vardı ama GCTR bu turnuvalarda ki yayınları yaparak insanları bir arada toplamayı başardı. Bunu son zamanlarda İzmir açısından Hisarnet’te Serverim.net sitesi başarıyor ve bence de gayet iyi yapıyorlar... GCTR bu işleri tek başına değil hem takımların desteği hem içinde bulunan ekibin gönüllü çalışmasıyla başarılı oldu. Başta darkpassage takımı olmak üzere teamquash, requiem, dynasty vb. takımlar devamlı GCTR ile temas halinde destek olarak bir platform yakalaması açısından çaba sarfetti ve başarılı oldu. Röportaj üstüne röportajlar yapmamız insanların bu kültüre alışmasına neden oldu insanlar oyunlarını en iyi oyuncuların stilleri gibi yapmaya çalıştılar bu röportajlarla başarılı bir oyuncu nasıl olunur bunları öğrenmeye çalıştılar.

Röportajın devamı için tıklayın...

5 Şubat 2010 Cuma

Sen demek istemesen de..

Sen o gözlerle bakmadın mı?
Sen o hissizlikle kalmadın mı ?
Sen kendine, kendin olmadın mı?

Sen kavramsız kalmadın mı?
Sen yetersiz olmadın mı ?
Sen kendine sevgisiz kalmadın mı?

Uzaklaşıp, yakınlaşmadın mı?
Sevgini anlamlaştıramadın mı?
Sen kendine saygısızlık yapmadın mı?

Yüreğine kor atıp sulh yapmadın mı?
Acı çekip kendine ölüm katmadın mı?
Sen sensizlikle kalmadın mı?

Olur deyip olurmuş gibi davranmadın mı?
Herşeyi tamamlamayıp, tamamlanmış sanmadın mı?


Bu yüreğe acılar saplayıp kaçmadın mı?
Tekrarlayıp, mutluluğu yakaladığını sanmadın mı?
Sanmam, sananam, sana duygusuz kalamam, senden giderim ama senden yokolomam. Kalbime söz geçiremem, gözlerime bakma diyemem, seni sevmiyorum asla diyemem.
Mutsuzluğa gidip sana mutluymuşum da diyemem. Sana, kendimi, nefret ettiremem...

Ama geleceğe dur diyebilirim... Sen demek istemesen de...

Gerçekler denizinde, girdaba yakalanmış kalbin son atışları.

Son günlerde kalbimin aldığı durumu bütünüyle anlatan başlık bu işte.. Kurduğum tüm hayaller gerçekleşmeden hayal olarak kalıyor hayatımda. Artık edebiyat yapmaya da gerek kalmadı, edebiyatın nesnesi olduk çıktık bir bakıma. Zorlayan biri mi var yoksa zorlatan bir beyin unsurumu destek çıkıyor onuda çözdüm sanırım.

Öyle bir hal aldıki yaşadığım durum, çevremdekileri benden daha da çok etkilemeye başladı. Ama etkilenmelerine gerek yok zamansız yağmurların ıslaklıklarıyla uğraşıyoruz... Eninde sonunda kuruyacağız zaten.. Elbet bir son bulacak, ya acılar ya da ben.

Bakmayın gecenin getirdiği efkar bu sabah olunca hayatın doğuşuyla kendime gelebiliyorum, yeni bir gün, yeni bir soluk, o zaman geceyi getirmeyecek teknolojiyi oluşturabilmem ümidiyle...

Ah Sevgili

niye hala seni seviyorum, neden hala seni düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum ki anlayamıyorum.. bana hayatımda kimsenin söylemeye cesaret edemediği herşeyi söylemene rağmen, gururlu bir aşk olmaz ama gururumun son demlesine kadar dibe vurdurtan birini niçin karşılıksız sevebiliyorum ki, kimsin nesin ki yani ne kattın ki sanki yüreğimede hala seni arıyorum.. birtürlü sevemeyeceğini daha ilk bakışlarından anladığım birine karşı neden habire birşeyler yazabilmek için can çekişiyorum, umudun olmadığı yerde neden ümit arayışlarıyla hayaller kurup zamanımı boşa harcıyorum..

bir çırpıda silebilecek kapasitede, kusura bakma ama bir sevgiye bu kadar profesyonel yaklaşabilecek birine neden bu sevgiyi veriyorum,

ve en kötüsüde sevdim denilip sevmediğini daha da açık açık söyleyen birine neden hadi git be diyemiyorum... niye girdin ki hayatıma, neden evet dedinki bana, niye inanmadın ki bana, neden sevemedin ki beni, niye yürütmek için çabalamadın ki, niye başkalarının deyimleriyle beni sildin
ki?

her sabah kalkıp acaba hangi diyarlarda kimin yüreklerinde kimin söylemlerinde , kimin kalbinde, kimin sözlerinde, düşünceleriyle beni öldüre öldüre terkettin, her öğlen olduğunda, yürüyüşlerini gözlerimde canlandırmalarım, o güzel rengarenk ayakkabılarının ses tonlarıyla çınlayan kulaklarımın kalbime etkisi, saçlarının kokusu, en güzeli o güzel gözlerinin çok şeyler anlatan yorumları, ve dahası yaşayıp da neler yaptığını eğer varsa sorunlarınla olan mücadelelerini, özlemlerim bile düşünerek bana dile getirdi.. akşam olduğunda o yorgunluğunun vücudundan dökülen belirtileri, en iyiside o kolumdan öpmelerin, en kötüsüde o arkadaşlarınla olan iletişimin, hayatıma nasıl bir anlam kattın sen.. ve şimdi terkettin gittin... kısacık bir dilimde yüreğime inanılmaz bir şerbet bıraktın, içip içip yudumlarken ortaya anlamsız bir ekşilik kattın, kalbin çok duvarmış, çok inanmış çok sevmiştim, toparlanabilmek imkansız, gülüşünü bırak seni görememek de varmış,

hiç bir zaman tutamayacağın sözler verme, bu bedelleri bir sevgiye ödettirme... şimdi hangi diyarlardasın, kiminlesin, nesin, napıyorsun bilmiyorum ama bu diyarlar kendini kelimelere atan, cümlelerin anlamlarını soyutlaştıran, noktaları sonsuzlaştıran, en kötüsüde ünlemleri artık hayatına sıradan bir anlayışla katan, ölü bedenime güle güle, varlığınla yaşamaya devam edecek ruhuma, merhaba de ...

seni seven, yüreğiyle seni daima sahiplenen, umutlarıyla küskünleşmiş, beyniyle sürtüşmüş SK, umarım sana bir hatıra kalır. Seni sevmekten başka hiç bir çarem yok, yüreğim artık bom boş...

26 Eylül 2008 Cuma, 02:23