19 Eylül 2012 Çarşamba

Kırmızı Palto

Kaderimin yazılmış öyküsünde oynadığım oyunun devamlı tekrar eder hale gelmesi insanı hem sıkıyor hem üzüyor. Yeni başlangıçlarımın, netice vermemesi; sınava iyi çalışmış ancak sınavın sonuçları açıklandığında hüsrana uğramış bir öğrenci hissiyatındayım. Kelimelerin büyüsüne kapılmış gidiyorum, yazdıkca rahatlıyor muyum yoksa sinir katsayılarımı azaltıp yoluma devam mı ediyorum bunu dahi bilmiyorum. Feeekat yazasım var. Yazdıkça açılasım, ağlayasım var. Birkaç yıl önceki yazılarıma bakıyorumda onları da yazarken aynı ruh halinde döktürdükçe döktürmüşüm. Bu buhrani tavrı mı seviyorum, yoksa kaderin diğer oyuncuları bir kumpas kurup devamlı dejavulaştırıyorlar mı hayatımı ? 

Eski felsefeciler gibi oldum devamlı arayan, sorgulayan, hesap soran bir yapıdayım. Her hikayemde bir değişimden bahsettiğim halde kelimeleri yanyana getirişimde bile bir değişiklik yok. Davranışlarım değiştiğimi, duygularım ise soyutlandığımı bana bildirirken, klavye karşısında bilinçaltımın dizginlenip kelimelere kırbaç vurduğunu rahatlıkla görebiliyoruz. Sanki hıncımı Türk alfabesinden çıkarmaktayım. Aslında tek dostlarım da bu 29 şahıs, beni hiç kırmıyorlar, her bir dediğimi iki etmeden anında yansıtabiliyorlar. Onların büyüsünde kaybolup gittiğimde, yeminli asker gibi hiç beni bırakmıyorlar. Hoop biz buradayız senin yanındayız ve daima öyle kalacağız diyorlar. 

Duygularımın samimiliğine de inanıyorlar. Onlara her nokta vuruşumda sanki onlarla bir ahenk içinde olduğumu düşünerek beni bu hayatın içine iyice yerleştiriyorlar. Onların dostluğu gerçekten baki. Fani hayatımızın tek gerçekçiliği, bize yalan söylemiyorlar. Bizi bizleştirebilmenin, var olabilmenin endamını sunuyorlar. Bizse yalancı kalplerimizin getirdiği cümlelerle onları yalan dünyamızın içinde tutmaya çalışıyoruz. İki yüzlü yapımızın farkına vardırmalarına rağmen, illaki kötüyü gerçekleştiriyoruz... Dürüst olabilmeyi ve olanlara ise öyle davranabilmeyi hakedenlere selam olsun...

Aslında ona bir kırmızı palto alabilmekti hikayemizin başlangıcı... Öyle miydi ki, hatırlayamıyorum ki... 

18 Eylül 2012 Salı

Faili Meçhul

1182 gelen mail kutusu, rengi kırmızıdan ibaret küçük bir msn ibaresi ve sürekli sayfa yenilemesi, sayfaların bir türlü yenilenmemesi, ilerlediğini düşündüğüm ve ne kadar da çabuk gittiğini gördüğüm zaman....... .

Bugün eski maillerime bir göz attım. Taa 2004'e kadar gittim. 18'li yaşlarım, ne dünya umrumdaymış, ne insanlar, ne de nesneler... Geride bıraktıklarıma baktım, yaşamıma baktım, hissettiklerimi tekrar hissettim. Kaybettiğim herşeyi özlüyorum. Bütün dostluklarımı ve birşey hissettiğim insanları...

Ne kadar eksik , ne kadar fazla biri olduğumu hesaplıyorum şu anda. Beynimin bana yettiğinin farkındayım. Başkalarının düşüncelerine ihtiyacım yok. İstediğimde herşeyi yapabileceğimi biliyorum. Ama yapmadıklarım yüzünden koca bir sıfıra takılmış gidiyorum. Binlerce insan tanıdım. Çok başarılı anlarımın yanında başarısızlıklarımın onları nasıl kapattığına şahit oldum. İnsanların yarısı bana saygı duyarken, yarısı da nefret ediyor. O insanların lideri konumunda olduğum anların kokuları burnumdan gitmişken, şimdi o liderlikte olanların ağız kokularını hissetmek değişimin en büyük örneği.

Değerlendirmemi bitirdim. Artık hazırım. Kaybettiklerimi ve harcadığım zamanı geri kazanmam imkansız. Ancak geleceğim ellerimin ve beynimin kontrolünde. Ve ben bu gücümün farkındayım.

Hayatta savunduğum doğrularım vardır. Yaşayarak gördüğüm ve inandığım. İnsanın yaşadığı, kötü ve güzel herşey kendi yaptıklarının bir sonucudur. Bu bir başkasına güvenmekte olabilir. Karşıdan karşıya geçerken sağına soluna bakmamak gibi...

Faili Meçhul bir yazarın sizi var ettiği gibi...