Yaşamanın heycansızlaştığı, yaptığın işlerin zevk vermediği, yediklerinin karın tokluğu yetirisi getirdiği zamanlarda bilin ki hafif hafif depresif titreşimlere kaymışsınız demektir. Depresif titreşimlerden kurtumak istersin, uçup gitmez düşünceler, kışkış dersin umarsızca bir karabasan gibi kaplar bedenini.. Seni dinlemez. Çünkü sen istememişsindir onun gelmesini, gitmesini şu anda ne kadar istediysen, gelmesinide bir o kadar istememişsindir. Ama yüzsüztür kendileri, anlayışsa hiç beklenilesi birşey değil...
Mutluluklarla bütünlenip, gülümseyişlerinle alt etmeye çalışırsın ama yemez bunları o bilir ki kalbinde çatlaklar zaten oluşmuş, o çatlakları usta bir cerrah gibi bulup biraz daha eşeleyip girmiştir içeriye ve seni hiç dinlemezcesine tüm hücrelerine sarar kendini. Şifaya binahen ilaçlarıda bulunmaktadır tabi, bunlar hayatın kimyasallığıyla buluşmuş ufak ufak haplar. İçersin mutsuzluğun geçer. Kalp acımaz ama.. Düşüncelerinden alıkoyamaz, beynini bedeninden uzaklaştıramaz. Kan geçişlerini yavaşlatır, durağanlığını doygunlaştırır ama düşüncelerinden birtürlü sıyrılamazsın... Hayat kimyasallığıda bir yere kadar. .
Açıkcası kurtulamazsın bir müddetin son demlerine kadar sürükler seni kendinde, hayata bakış açını yavaşlatır. Mutsuzluğa yöneltmesiyle, yaşama bakış açın küçülür, ne diye yaşıyorsak dedirtmeye başlar... Paçayı kurtaramazsın, biz tekmeledikçe yapışır topuklarımıza, biz kaçtıkça kovalar koşusuyla... Bir git dersin, mutluluğunda bensizdin, bir de beni tat der... Peki dersin seni sever, seninle yaşamayı ister. Gitmelisin dersin, beni sensiz, seni bensiz bırakırsan bir mutsuzluğunun ardından yine gelirim der. Ama artık gelmemelisin...
Arkadaşlıklarımızda bunun gibi titreşimli, kimisi depresif, kimisi ise tam tersi. Arayı tutturmayı bileceksin, yaşadıklarımın öğrettiği noktalara, virgüller kralı cümlelerimde sorularımla kafayı yemeden önce ne yapıyorum diye soruyorum kendime... Ne yapıyorum???
Ne yaptıysam bizzat önümdeki zamanda aynısını yaşamayacak mıyım ? Yaşatmayacaklar mı? Hayata ne sunuyorsan onu almıyor musun? Doğaya nasıl davranıyorsan sana öyle karşılık vermiyor mu? Mutluluklarının bedelini mutsuzlukla ödeyeceğini bile bile neden devam edersin? En sevdiklerinin hüzünlerine şahit olup, mutlu anlarını çaldığında. Seninkileri çalmayacaklar mı ? Ötekisi gelip onu senden almayacak mı? Yaptığın yanına kar mı kalacak ? Olan hep bu duygu birikimine sahip olanlara oluyor. Bu duygu birikiminin yanından geçemeyecek olanlara verilen bunca şey bomboş bir mükafat. İçeriyle çirkin, kapağıyla saydam...
Ah benim güzel kardeşim, mutluluklarının en yücesini hakettiğini bile bile en beklemediğin yerden vuruldun değil mi? Kahrolası bedenimin beynimin önüne geçeceğini ne bilebilirdim. Ben kendini sömürmüş, yaşamını boğmuş, yaşayacaklarımla devam edeceğim hayatımın bir kısmını sefil etmiş bir yüzsüzüm. Affet beni güzel kardeşim. Bende ona çekmişim. Ve bu nedenle ıssızlıklarla sır olup gideceğiz bu gezegenden. Ve senin eriştiğin hiçbir mutluluğa erişemeden...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder